''Bizim insanımızı ağlatmak, güldürmekten daha kolay''

Ciddili ama bir o kadar eğlenceli, mesafeli ama bir o kadar samimi ve içten, çok güçlü bir derinliği var ama bir o kadar iç dünyasında duygusal… Hit olan projelerde canlandırdığı karakterlerin izleyici ile bütünleşmesini sağlayabilmiş......

29 Ağustos 2020, 13:03
''Bizim insanımızı ağlatmak, güldürmekten daha kolay''

Ciddili ama bir o kadar eğlenceli, mesafeli ama bir o kadar samimi ve içten, çok güçlü bir derinliği var ama bir o kadar iç dünyasında duygusal… Hit olan projelerde canlandırdığı karakterlerin izleyici ile bütünleşmesini sağlayabilmiş...

Ciddili ama bir o kadar eğlenceli, mesafeli ama bir o kadar samimi ve içten, çok güçlü bir derinliği var ama bir o kadar iç dünyasında duygusal… Hit olan projelerde canlandırdığı karakterlerin izleyici ile bütünleşmesini sağlayabilmiş bir isim ile, Özge Borak ile buluştuk bu hafta…

Esasen kendi dünyasının halktaki karşılığına zıt bir karakter dersek yanlış olmaz. Ulaşılmaz olmayı, halktan uzaklaştıkça değer kazanma düşüncesini benimsemeden yaşamayı beslenme kaynağı olarak gördüğünü anlatıyor. Evimin musluğunu da tamir edebilirim, mutfak sanatımı da konuşturabilirim diyor. İnsan güzel ve başarılı olup, kendi değerini güzelliği ve başarısından çok karakterinden alan bir kadın bulunca ister istemez keyifle dalıyor sohbete. Yalnız her şey güllük gülistanlık olmadı tabi. 

Sorularla sıkıştırmaya çalışırsanız, kendi sahasından hızlı paslarla birden sizin kalenize golü atabilir. İstediğiniz cevabı almak için sorduğunuz sorulara kesinlikle beklediğiniz cevapları vermiyor. Bugüne kadar aldığımız konuklar içerisinde cevapları ile sorgulatan, daha çok merak uyandıran pek az kişi olmuştu.

Hadi o halde,

Özge Borak’ı bir de burada tanıyalım.

İşte satır başları;

“HALKTAN BESLENMEYİ, HALKIN İÇİNDE OLMAYI SEVİYORUM”

Tanınır olmanın size kattıkları veya götürdüklerinin yanında, tanınır olmanızın insanların algıları üzerine de empati kurduğunuzu düşünüyorum. Şayet böyleyse, bize hem Özge Borak gibi bir marka olup hem de “herkes gibi olabilme” tevazusunu nasıl dengede tutabildiğinizi açıklar mısınız?

Çünkü bu şekilde olmalı. Ben genellikle kendini soyutlayan, halktan uzak tutan, ulaşılmaz oldukça marka değeri artar düşüncesini yaşayan birisi değilim. Böyle olan kişilere de saygım var elbette, olanları da eleştirmiyorum. Sadece ben halktan beslenmeyi, halkın içinde olmayı seviyorum. Sokakta birisi ile karşılaşınca oyunla ilgili sohbet etmekten, düşüncelerini almaktan çok keyif alıyorum.

Tiyatrodan sinemaya gelen oyunculara hangisi daha iyi diye sorduğumuzda genelde tiyatro diyorlar. Siz hangisini tercih edersiniz ve neden?

Her ikisi de diyebilirim. İkisi de farklı duygular ve heyecanlar barındırıyor. Tiyatroda canlı izleyiciye karşı bir heyecan var. Yapabilecek miyiz, olacak mı, bir hata yapar mıyız gibi heyecanlar oluyor. Sinemanın ise dinamikleri farklı. Çekim süreci, izlenmesi gibi farklı heyecanlar yaşıyorsun. Ama illa ki birisini seçmem gerekiyorsa tiyatro derim. Onun duygusu bende başka çünkü.

Projelerinizin mutlaka maddi ve manevi kazancı oluyor. Ama bunlardan bağımsız olarak yapmak istediğiniz, kafanızda tasarladığınız, zaman zaman kafanızda canlandırdığınız bir idealize projeniz var mı?

Hem oyuncu olduğum, hem de senaryosunu yazamasam bile en azından hikâyesini yazdığım bir film hayalim var. Zor bir iş ama inşallah olur. Bakalım (Tebessüm)

“KÖTÜ HİSSETTİĞİM ZAMANLARDA EVDE DURMAMAYA, YALNIZ KALMAMAYA DİKKAT EDERİM”

Genelde herkese başarı hikâyeleri soruluyor. Fakat ben başarısızlığınızı paylaşmanızı rica edeceğim. Başarısızlık hikâyeniz var mı? Ya da “rezil oldum yahu, hatta eve gittiğimde hüngür hüngür ağlamış, her şeyi bırakmayı düşünmüştüm” dediğiniz bir anınız oldu mu?

Öyle rezil oldum, bittim, mesleği bırakacağım noktasına gelmedim. Ama elbette başarısız olduğum zamanlar oldu. Hata yaptığım zamanlar oldu. O zamanlarda da moralim bozuk oluyor.

Peki, moraliniz bozuk olduğunda nasıl toparlarsınız kendinizi? İşinizi nasıl etkiliyor bu durum?

Kendimi dışarı atarım. O tür başarısızlıklarda, moralim bozulduğunda, kötü hissettiğim zamanlarda evde durmamaya, yalnız kalmamaya dikkat ederim. Kimleri evde durmak, dışa kapanmak ister ama benim için tam aksi. İşimi etkileme sorunla ilgili; en zor şeylerden birisi de bu durumdayken işinizi yapmanız ve oyun oynamanız. Moraliniz bozukken oyun oynamak çok zor oluyor.

“NE ŞANSLIYIM Kİ MESLEĞİMİN İŞİNİ YAPIYORUM“

Hayatta sevdiği işi yapanın bir gün bile çalışmadığı özdeyişi aklıma geldi de… Siz sevgiyi, işi ile harmanlayabilmiş ve bunu izleyicisine aktarabilmiş bir oyuncusunuz. Siz de benim gibi düşünüyorsanız bugüne kadar hiç çalışmadınız demektir. Bu da hiçbir zaman emekli olmayacağınız anlamına gelir mi? 

Emekli olmak istediğimi de nereden çıkardın? (Gülüyor) Sonuna kadar bu işi yapmak, tiyatroda yer almak istiyorum. Bundan besleniyorum. Ne şanslıyım ki mesleğimin işini yapıyorum.

Buradan mesleği oyuncu olmayan ama bu sektörde olanlara bir gönderme çıkarabilir miyiz? 

Hayır tabi ki. Onlara da saygı duyuyorum. Benim kastettiğim okuduğum bölümün ve alanımın işimle aynı olmasının bana verdiği bir şans. Bugünlere gelmemde bunun etkili olduğunu düşünüyorum fakat bunun aksine genelde herkes bu lükse sahip olmuyor.

“ÇÜNKÜ BÖÖ…”

Aktarıcı olmak, sizin gibi kıymetli isimlerin düşünce dünyalarından dökülenleri insanlara ulaştırma heyecanı sanırım bizim işin en ideal noktası. Kulaklığımda “here comes the rain again” şarkı sözleri… Öncesi ve sonrası yok sorunun. Neresinden alır, neresine çevirir, neresinde bırakırsanız kabulümüz. Sorum şu: “Neden?”

Çünkü böö…

Ne demek peki “çünkü böö”. Bu kadar mı?

Nedensiz yani, hiçbir sebebi yok öylesine yaptım der gibi. Neden soruna böyle cevap vermek istiyorum. Hayatta her şeyin cevabı yoktur, bazen soru işaretleri ile biter bazı konular. Her zaman bir nedeni yoktur.

“ÖZÜNÜN SEVGİSİZLİĞE DAYANDIĞI BİRÇOK ŞİDDET İÇERİKLİ OLAY YAŞANIRKEN BÖYLE BİR OKUL KURULMALI BENCE”

Sosyolojik problemler, kutuplaşmalar, şiddetler, kadına bakış ve türlü çeşit gündemler… Hiçbirine girmeden: Üniversitelerde önümüzdeki dönem ” Sevgi Meslek Yüksek Okulu” açılsa ve sosyolojik problemlerin çözümünün sevgiden geçtiği, sevginin de üniversitelerde verilebilecek bir ders olduğu ile ilgili oy birliği ile yasa çıksa… Yetkiyi de size verseler… Bu okula müdür kimi atardınız? (Yaşayan veya yaşamını yitiren, yerli veya yabancı dilediğiniz ismi paylaşabilirsiniz)

Evvela böyle bir okul kurulursa ilk destekçilerinden biri ben olurum. Çünkü benim barış anlayışım biraz ütopik kalabilir ama konuşarak ve sevgiyle her şeyin çözülebileceğini inananlardanım. O yüzden böyle bir okul lütfen kurulsun ve okul müdürünün de geçtiğimiz ay yeni kaybettiğimiz ama yaşarken hayatının odak noktası sevgi ve pozitiflik olan, büyüğüm, değerli oyuncu Candan Sabuncu olmasını isterdim. Özünün sevgisizliğe dayandığı birçok şiddet içerikli olay yaşanırken böyle bir okul kurulmalı bence.

Oyunculukta ‘sürdürülebilir’ olmanın zor olgu olduğunu kabul edersek, Özge Borak bu olgu içerisinde hatırı sayılır bir marka değerine sahip diyebiliriz. Neyi iyi yaptınız bugüne kadar? İlave soru: neyi daha iyi yaparak bu marka değerini daha ileriye taşıyabileceğinizi düşünüyorsunuz?

Mesleki anlamda çok uçlarda yaşamayı sevmiyorum. Bir yerlere aşama-aşama, kademe-kademe gelinmesi gerektiğine inanıyorum. Çok ilginçtir ilk defa burada söylüyorum. Yeni yeni ünlü olmaya başladığım zamanlarda çok iyi bir reklam filmi teklifi almıştım ama kabul etmedim.

Pişman mısınız peki?

Hayır, hala o gün yaptığımın doğru olduğuna inanıyorum.

“JACK NİCHOLSON, ANTHONY HOPKİNS’LE KARŞILIKLI OYNAMAK İSTERDİM”

Bir film yapacaksınız. Yerli ya da yabancı istediğiniz isimleri seçebilirsiniz. Türü ne olurdu? Yönetmeni kim olurdu? Hangi oyuncu ile birlikte rol olmak isterdiniz? Ve sonu iyi mi kötü mü yoksa hayat gibi dramatik mi biterdi?

Gerilim filmlerini seviyorum. İyi bir gerilim filmi çekmek isterdim. Tabii ki çok değerli Türk yönetmenler ve oyuncu arkadaşlarım var, birinden birini eksik söylemek istemem. O sebeple bu soruya cevabım; Steven Spielberg, yaşasaydı Stanley Kubrick veya David Lynch çeksin isterdim. Jack Nicholson, Anthony Hopkins’le karşılıklı oynamak isterdim. Oh ne güzel hayal. Çok sevdim… (gülüyor)

“BİZİM İNSANIMIZI AĞLATMAK, GÜLDÜRMEKTEN DAHA KOLAY”

Komedi aslında oldukça zor bir alan. Çünkü birilerini güldürmen ama aynı zamanda da incitmemen gerekiyor. Mesela bir şişman şakası yaparsanız alınan insanlar olabilir ki bu neredeyse her sahnedeki şaka için geçerli olabiliyor. Bunlar zaten yeterince zorlaştırırken bir de mizahın çeşitli şekillerde kısıtlanması var. Birçok komedi yapımında rol almış birisi olarak bu olaylar ışığında komedi yapmak nasıl bir şey? Ne kadar zor?

Evet. Komedi yapmak drama yapmaktan daha zordur. Çünkü insanları, özellikleri bizim insanımızı ağlatmak, güldürmekten daha kolay. Ama özellikle çocuk oyunları çok daha zor oluyor. Çünkü çocukların dikkati çok çabuk dağılıyor. Onları her an zinde tutmak, her an konsantrasyonlarını koruman gerekiyor. Birden salonda birbirleri ile konuşmaya, konuyu dağıtmaya başlıyorlar. Komedi zor, çocuk oyunlarında daha da zor.

Türk sineması son yıllarda bazı iyi yapımlar çıkarsa da hala istediği noktaya ulaşabilmiş değil gibi. Para odaklı yapımcılardan, eğitimsiz, sadece bir yerlerde ünlenip sinemaya giren oyunculardan tutun da sinemanın teknik kısmını bile beceremeyen ekiplere kadar birçok sorun görüyoruz. Sizce esas eksiklik nerede? Türk sineması istediği o atılımı nasıl yapabilir?

Eskiden çok daha az film oynuyordu. Şimdi çok daha fazla film çıkıyor. Bu da rekabeti arttırıyor aslında. Rekabet de kaliteyi arttırır. Bazı insanlar çok geliştiğini bazıları ise daha kalitesizleştiğini düşünüyor. Aslında geçmişe nazaran çok daha büyük yatırımlar yapılıyor sinemaya. Ve çok fazla ürün çıkıyor. Bunun sonucunda da pek çok kalitesiz iş de çıkıyor elbette. Ama bir o kadar kaliteli olan güzel işler de var. Bu biraz neresinden baktığınızla alakalı aslında.

“MESLEĞİMİ YAPARKEN TACİZ VB. DURUMLAR YAŞAMADIM”

Mevcut modern topluma ulaştığımızı düşünsek de aslında hala cinsiyet eşitliğini sağlayabilmiş değiliz. Pek çok kadın farklı iş alanlarında çeşitli ayrımlar ve zorluklar ile karşılaşıyor. Sinema dünyasında belki de bunların aşıldığını düşünüyorduk ama Hollywood’da son yıllarda çıkan skandallardan haberdarsınızdır. Siz iş hayatınızda bu tür bir şeyle karşılaştınız mı? Bu tür ayrımlar ve daha fazlası bu sektörde ne kadar var?

Evet böyle şeyler var maalesef bu sektörde. Bu dünyada da böyle, sadece Türkiye’ye özgü değil. Ben şahsen yaşamadım. Ama yaşayanlar var elbette. Üstü kapalı laflarla sözlü taciz gibi durumlar olduğu gibi, daha farklı şeyler de oluyor. Keşke yaşanmasa…

Yorumlar (0)
16
az bulutlu
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 34 72
2. Fenerbahçe 34 69
3. Galatasaray 34 66
4. Trabzonspor 35 60
5. Hatayspor 34 53
6. Alanyaspor 34 52
7. Gaziantep FK 33 51
8. Sivasspor 34 51
9. Karagümrük 34 50
10. Göztepe 35 47
11. Rizespor 34 42
12. Antalyaspor 35 42
13. Konyaspor 34 41
14. Ankaragücü 34 38
15. Malatyaspor 34 37
16. Kasımpaşa 34 37
17. Kayserispor 34 35
18. Erzurumspor 35 34
19. Başakşehir 33 33
20. Gençlerbirliği 34 32
21. Denizlispor 34 27
Takımlar O P
1. Giresunspor 31 63
2. Adana Demirspor 31 61
3. Samsunspor 31 61
4. Altay 31 57
5. İstanbulspor 31 57
6. Altınordu 31 53
7. Ankara Keçiörengücü 31 49
8. Ümraniye 31 47
9. Tuzlaspor 31 47
10. Bursaspor 31 43
11. Bandırmaspor 31 39
12. Boluspor 31 38
13. Balıkesirspor 31 35
14. Adanaspor 31 34
15. Menemenspor 31 31
16. Akhisar Bld.Spor 31 26
17. Ankaraspor 31 23
18. Eskişehirspor 31 8
Takımlar O P
1. Man City 33 77
2. M. United 32 66
3. Leicester City 31 56
4. Chelsea 32 55
5. West Ham 32 55
6. Tottenham 33 53
7. Liverpool 32 53
8. Everton 31 49
9. Arsenal 32 46
10. Leeds United 32 46
11. Aston Villa 31 44
12. Wolverhampton 32 41
13. Crystal Palace 31 38
14. Southampton 32 36
15. Newcastle 32 35
16. Brighton 32 34
17. Burnley 32 33
18. Fulham 33 27
19. West Bromwich 31 24
20. Sheffield United 32 14
Takımlar O P
1. Real Madrid 32 70
2. Atletico Madrid 31 70
3. Sevilla 32 67
4. Barcelona 30 65
5. Real Betis 32 49
6. Villarreal 32 49
7. Real Sociedad 31 47
8. Osasuna 32 40
9. Granada 30 39
10. Athletic Bilbao 31 38
11. Celta de Vigo 31 38
12. Levante 32 38
13. Cádiz 32 36
14. Valencia 32 35
15. Getafe 31 31
16. Deportivo Alaves 32 30
17. Real Valladolid 31 28
18. Huesca 31 27
19. Elche 32 27
20. Eibar 31 23
Günün Karikatürü Tümü